Los Angeles'taki insanlar görünüşlerine çok önem veriyor. Ama bedenimizde nasıl hissettiğimize de aynı derecede önem veriyoruz.
Komşu verandasında nefes egzersizleri yapıyor. Barista adaptojenik mantarlı lattenizi hazırlıyor. Çiftçi pazarındaki kadın, size ham bal örneği veriyor ve bağırsaklarınız için neden iyi olduğunu ayrıntılı olarak anlatıyor.
Laurel Canyon'da bir yurtta kızılötesi sauna, soğuk suya dalma, ses banyosu: bunların hiçbiri burada trend değil. Kendinize bakmanın sadece bir yaşam tarzından daha fazlası olduğu bir şehirde günlük yaşamın bir parçası bunlar. Kendinizi evinizde hissetmenizi sağlayan şey bu.
Sahilde, bir sörfçü, gökyüzü hala şeftali ve gümüş rengindeyken sabahın erken saatlerinde dalgaları yakalıyor. Tahtasını bir kolunun altına alarak ve omuzlarındaki tuz kururken sudan çıkıyor. Los Angeles'ın özelliği bu: Günün en güzel kısmı çoğu şehir gözlerini açmadan önce, şafak vakti, ilk ışıkla birlikte yaşanıyor.
Işığın ilk huzmeleriyle. Sanatçıların gelmesinin sebebi bu. Film endüstrisinin gelişmesinin sebebi de bu. Hepsi o gün doğumu, o gün batımı, dünyanın bala batırılmış gibi göründüğü o altın saatler sayesinde yaşanıyor.